
Şahsımca Pink Floyd dağıldıktan sonra grup elemanlarınca yapılan en başarılı albümdür. Hatta bir çok Pink Floyd albümünden de daha başarılıdır. Pink Floyd 1978′de albüm çalışmalarına başladığında The Wall ve The Pros and Cons of Hitch Hiking(Otostopun faydaları ve zararları) fikri arasında gidip gelmektedir. O tarihte dünyada olan gelişmeler sonucu daha toplumsal bir arka planı olan The Wall projesi hayata geçirilir. Fakat Roger Waters fikir babası olduğu diğer projeyi hep aklının bir kenarında tutar. Grup 83′te dağıldıktan sonra yaptığı ilk iş stüdyoya girerek bu albümün hazırlıklarına başlamak olur. Waters’ın ilk ve en başarılı olan solo albümü 84′te piyasaya çıkar.
Albüm bir konsept albümüdür. Bir sahneyi bir olayı anlatır. Bütün şarkılar birbirine bağlıdır ve aslında tek bir şarkı olarak düşünebilirsiniz. Tamamiyle anlaşılması ise açıkçası bir hayli zor. En azından benim adıma öyle olmuştu. Albümde rüya gören, bu rüyalardan uyanan, korkan, idrak eden bir adam anlatılıyor. Aslında albümü anlamam için ekşisözlükteki bir entry çok yardımcı olmuştu bana. Hemen alıntılıyorum ve fırsat bu fırsat allah senden razı olsun diyorum kendisine. Hatta yeri gelmişken albümle ilgili bir kaç entry’i de eklemek istiyorum:
roger waters‘ın içine girilmesi en zor albümü. waters albümde neredeyse üç katmanı birleştirerek müzisyenliğinin yanı sıra şarkı sözü yazarlığında da ne kadar başarılı olduğunu bir kere daha göstermiştir; yüzeysel bir bakışla bir yandan kahramanın bir gecelik düşleri/kabusları anlatılır. diğer yandan düşler kadar kopuk otostop öyküleri vardır. hepsinin altında da bir erkeğin orta yaş krizi.
başlangıçta kahramanımız düşünde arabasıyla ingiltere’yi terkedip avrupa kıtasına yol almaktadır. “we were moving away from the border “:sınırdan geçmektedirler. evliliğin getirdiği sınırdır bu aslında. sonra kahramanımız iki otostopçuyu arabasına alır. aynadan kıza bakar ve onun, yanındaki adam için çok iyi olduğunu düşünür. zaten aile tipi sedanı da yeşil bir lamborghini olmuştur düşünde. bir şekilde almanya’da ren nehri‘ne bakan bir hotelde beraber olurlar. arada düşünden uyanır. eşi yanındadır. tekrar düşüne daldığında eşiyle ilgili sorunlar aklını kurcalar. aralarını düzeltmek için eşinin vatanı abd’ye göçerler. şehir dışında kırsal bir hayat sürerlerken “doğudan gelen bir arkadaş” eşinin kalbini çalar ve onu alır götürür. yalnız kalmıştır. olaylar süre gider… neden sonra uyandığında, eşini yanında bulur. onu ne kadar sevdiğini anlar. ve geceleri tek gözünü açıp onun orada olup olmadığını konrol ettiğini, emin olmak için saçlarına dokunduğunu söyler ve itiraf eder ki bir ara gerçekten korkmuştur. artık onsuz geçirecek tek bir anı yoktur.(animus)
albüm kapağında çizimi bulunan linzi drew ünlü bir ingiliz porno stardır. böyle bir çalışmada yer alması kendisine kötü gözle bakmamıza engeldir. dünya ahret bacımızdır. (orhan perver floydian)
saat 5:01 de dinlendiği zaman insanı deli eden, otoyolun kenarında durmuş otostop çekerken hasta hissedip ve kabuslar gören gerçekten senmişsin gibi hissettiren şarkı, albüm.
kabus içinde kabus. ve uyandığın her şeyin sadece kafanın içinde olduğunu görmek.(causeway)
Bu arada albümde Eric Clapton ve daha bir çok başarılı sanatçının yer aldığını da belirtmek istiyorum. Ayrıca The Wall albümünde Pink Floyd ile çalışmış olan Gerald Scarfe bu albümün bütün grafik ve çizimleriyle uğraşmış. Aşağıya grup elemanlarının karikatürlerini ekliyorum:
Rog (Roger Waters)
Eric Clapton
Michael Kamen and Mel Collins
Andy Newmark
Jay Stapley
Andy FairWeather Low
Dorreen Chanter and Katie Kissoon
*The Bleeding Hearts Band :
Roger Waters’ın solo albümlerini dinlememiş olduğum için utandım kendimden, özellikle bu albüm için geçerli bu. Bütün bi albümü bir seferde , sanki gerçekten o rüyayı yaşıyormuş gibi dinliyor insan. Müzik de seni ona yönlendiriyor zaten. Oldukça beğendim, dinlenesi tapılası binlerce kez başa alınması gereken bir albüm.
Yorum yazar siminsomnia — 03/06/2009 @ 03:28