Bildiğiniz gibi normalde google anayltic kodlarını facebook sayfalarımıza ekleyemiyoruz. Haliyle trafiğimizide takip edemiyoruz. Şimdiye kadar sadece yapılan yorum sayıları, üye sayıları gibi ölçütlerimiz vardı. FBML sayesinde bu sorunun ortadan kalktığını görüyoruz. Kötü yanı şimdilik sadece fan pagelerde kullanılabiliyor olması.
FBML Facebook Markup Language anlamına geliyor. Fb uygulamaları için geliştirilmiş php kırması bir dil. Takip edeceğimiz sayfalara FBML aracılığıyla IMG tracking kodları ekliyoruz ve her zamanki gibi google anayltic üzerinden takip ediyoruz.
Yapmamız gereken ilk iş sayfamıza bir FBL kutucuğu eklemek. Bunu yapmak için şu adımları izleyebilirsiniz:
* 1. Facebook’ta “Statik FBML” uygulama gidin.
* 2. “Sayfam” yazan yerin üst tarafında, içerik kutusu veya sekme eklemekistediğiniz sayfayı seçin ekleyin.
* 3. Sayfanıza gidin, ve “Sayfayı düzenle” sayfanızın profil resmi altında. yer alır
* 4. Çıkan sayfada uygulamalar listesinde, “bir uygulama” FBML 1 olarak göreceksiniz. Sağ tıklayın kalem simgesini seçin ve “Düzenle.” diyin
* 5. Açılan sayfada 2 tane alan göreceksiniz. “Kutu Başlığı” ve “FBML.” sekmede “Kutu Başlığı” alanına vermek istediğiniz ismi girin. (more…)
Evet yanlış okumadın
Çin’li tasarımcı Daizi Zheng Nokia için çevre dostu bir telefon geliştirdi. Cep telefonu normal telefonlar gibi lityum bataryalarla yani elektrikle değil bio-enerjiyle çalışıyor. Telefonun bataryası karbonhidratları enerjiye çevirerek normal bataryalardan 3 4 kat daha uzun süre dayanıyor. Şarzınız bittiğinde tek yapmanız gereken karbonhidrat değeri yüksek bir sıvıyı kapsüle doldurmak. Bu kola olur, şekerli su olur artık o anda elinizin altında ne varsa. Hem çevre dostu olması hemde ekonomik ve pratik olması bakımından ben yakında pazarda yer alacağını düşünüyorum.
Buyrun fotoğraflarını kendiniz inceleyin : (more…)
Geçenlerde bitirdiğim bu kitaptan bahsetmek istiyorum. Coelho’nun yazdıkları bende nedense ya bir solukta okunacak ya da elinde haftalarca sürünecek ağır kitap havası yaratıyor. Genelde bir yazarı seversem bütün kitapları aynı etkiyi yaratır bende. Sonuçta bir tarzı var ve bu tarzı devam ettiriyor. Ama Coelho’ya gelince iş değişiyor. Bu kitapta o bir solukta okunacak kitaplar arasında yer alıyor. Eğer orjinal kitap alıyorsanız emin olun her kuruşuna değecek. -ben kitabı satın almadım bu arada
-
Kitapta anlatılan olay(lar) 1 günde, 1 şehirde, 1 insanın neler değiştirebileceğine yönelik bir kurguya sahip. Şöyle bir varsayımda bulunsak yanılmış olmayız sanıyorum: Eğer ufacık bir taşın yerini azıcıkta olsa değiştirirsek, bütün dünyanın geleceğini değiştirmiş oluruz. Çünkü bütün olaylar birbirine zincirleme bağlı diğer olaylardan meydana gelir. Kazananlar Yalnızdır’da da kahramanımız İgor “hastalıklı” mantığıyla aldığı her kararla dünyaları yokediyor ve diğer dünyaların geleceğini değiştiriyor.
Babel, 21 gram, Amores Perros gibi filmlerin usta yönetmeni İnarittu‘nun kullandığı olay kurgusunu bu romanda da buluyoruz. Farklı farklı hayatlar, bir gün içerisinde, kendi devinimleri içerisinde akarken bir şekilde hepsi İgor’la kesişiyor. Sovyet-Afgan savaşlarından kalma eski bir asker, yeni Rusya’nın vahşi kapitalizminde mücadele eden vahşi bir kapitalist olan İgor içini kaplayan karanlık düşüncelerle yolunun kesiştiği bu insanların hayatlarına teker teker son veriyor. Cannes kentinde hemde festivalin olduğu dönemde bir anda ortaya çıkan ve ortadan kaybolan bir seri katil rolüne bürünüyor. Amacı bu olmasada, öyle olmayı hiç istemesede (belki bir çok seri katil gibi) kendini bu rolün içinde buluyor ve başarısızlığa alışmamış bu adam bu rolünde hakkını ödemeye çalışıyor.
Son zamanlarda okuduğum en ilginç kitap diyemem belki ama, elinizin altına gelmişken okumadan geçmeyin diyebileceğim bir roman. Kitapçı kitapçı aramayın ama görürseniz alın

Her ne kadar daha önce workshoplar, adwords kullanımına yönelik seminerler düzenlenmiş olsada Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi büyük bir etkinlik olmamıştı Orta Doğuda. Henüz tarihi, nerde yapılacağı veya içeriğiyle ilgili ayrıntılar verilmemiş olsada Google bölgedeki ilk büyük etkinliğini duyurdu ve Google Day: Arabia 2.0 olarak isimlendirdi.
Etkinliğe birçok CEO ve CMO’nun yanısıra resmi yetkililer ve çeşitli grupların liderleri “Arabistan’ın geleceğini hayal etmeye” davet ediliyor. Davetlilere bakıldığında bunun sıradan bir pazarlama toplantısı olmadığını çıkarabiliyoruz.
Google geçtiğimiz dönemlerde Arapça arama motorunu geliştirmişti ve Yahoo’da rakip olarak bu pazarda yer alıyor. Toplantının amaçlarından birisi bu pazarın içinde etkin bir rol almak olabilir. Bunun yanında Arabistan’daki dijital müzik piyasasında sadece Nokia’nın yer alması ve sadece onların yasal mp3 dağıtımı yapması Google’ın iştahını açmış olabilir. Bunların yanında harita konusuda etkinliğin konuları arasında olabilir. Tabi bunlar şimdiye kadar tahmin edilen şeyler. Sadece bunlar, devlet liderlerini veya 150′yi aşkın CEO’yu toplamak için yeterli görünmüyor.
Asya’dan ve Orta Doğudaki bazı ülkelerden Google’a karşı yapılan sansür çalışmalarına karşı atılan bir adımda olabilir bu. Zira Arap ülkeleri hızla zenginleşiyor ve internet kullanımının hızla artması Google’ın bu pazarı bir başka rakibine kaptırma lüksünü ortadan kaldırıyor. Türkiye’de dahi yasal bir takım sorunlar yaşayan Google Arap ülkelerinde bu sorunlar ortaya çıkmadan kökten bir çözüm arıyor olabilir.
Sonuçta tarih, yer veya tartışılacak konular halen belli değil ve şimdilik bekleyip görmek zorundayız.
Simmons sanatın artık kalıpların dışına çıktığına dair kanıtlardan birisi. Eski kasetleri hatırlar bir çoğunuz. Hepimizin evinde torbalarda veya kolilerde saklanmış raflara, kilerlere kaldırılmış vaziyette bulunur mutlaka. Artık zamanı geçtiğinden istesekte onları dinleyecek aletler bulunmuyor heryerde. İşte Simmons bu kasetlerin filmlerinden portreler yapıyor ve sanatında gayet başarılı. Buyrun bir kaç örnek:
Marilyn Monroe
Michael Jackson
John Lennon
Jimi Hendrix
Bob Dylan
The Beatles
Tasarımcının web sitesine burdan ulaşabilirsiniz:
Facebook arayüzünü tekrar değiştiriyor. Söylenenlere göre daha derli toplu olmuş falan ama ben henüz göremedim. Bahsetmek istediğimde bu aslında. Neye göre olduğunu bilmiyorum ama bazı kullanıcıların 3 5 gün öncesinden arayüzleri değişti bazılarının ise arayüzleri halen “eskisi”.
Milyonlarca dolar değerindeki koca şirket bu değişimden önce gözeçarpar bir duyuru dahi yapmadı. Elbette facebook’un official sayfalarını ve duyurularını devamlı takip eden ufak bir kesimin haberi vardır. Ama milyonlarca üyenin sizce yüzde kaçı bu grubun içindedir? Sözün kısası bir gün uyandık ve yeni bir arayüzle karşılaştık. En azından bir kısmımız karşılaştı. Bu değişimi parça parça yapmanın anlamını bir türlü çözebilmiş değilim. Sanıyorumki teknik nedenlerle böyle bir yola gidildi ama madem bunu yapıyorsun bari düzgün yap. Eski tasarımı kullanmaya devam eden insanlar facebook işlevlerinden doğru düzgün yararlanamıyor şu anda. Gruplar sayfasına basıp anasayfaya yönlendiriliyorsunuz ya da bir fotoğrafa basıp gelen davetler sayfasına gidiyorsunuz. Çalışan kodlar yeni tasarımla birlikte kafayı yemiş durumdalar. Hala bir açıklama, ses seda yok. Biz bunu yaptık işinize gelirse gibi bir hava estiriyorlar. Halbuki bu insanlara o kadar parayı kazandıran bizzat şu anda umursamadıkları kullanıcılar.
E kullanma o zaman facebook’u diyebilirsiniz ama sorun kullanıp kullanmamak değil. Bu kadar geniş bir kitleye yayılmış sosyal bir ağı tabiki kullanıcam. Ama sesimi çıkarmadığım ölçüde bağımlılığımı kabul etmiş olurum.
5-6 senedir Sanalcafe.com yönetiminde yer alıyorum ve bu tarz arayüz değişimlerinin yanında tüm sistemin değiştiği dönemlerde geçirdik. Ancak hiç bir zaman bu mantaliteyle yürümedi işler. Facebook’la Sanalcafe bir mi diye sormayın hiç. Çünkü sistem farklı olabilir, kullanıcı sayısı farklı olabilir ama bizde bir laf vardır ekmek yediğin kapıya işemeyeceksin.

Bu sezon vizyona giren en ilgi çekici yapım dersem sanırım abartmış olmam. Spartacus, hikayesini bir çoğunuz biliyordur. Filmlerden, kitaplardan hatta okulda gördüğümüz derslerden aşinayızdır bu isme. Yinede isme yabancı olanlar varsa burdaki linkten bilgi sahibi olabilirler.
1960′ta Howard Fast‘ın yazdığı romandan uyarlanarak Stanley Kubrick yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılan film bir çok oscar ve farklı ödül aldı. Filmle ilgili bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Film bu denli başarılı olsada yaklaşık 3 saatlik bir film ve şeytanın gizli olduğu ayrıntıların bir çoğunu yansıtamıyordu haliyle. Üstüne günümüzde çekilen yüksek bütçeli, hayret verici görsel efektlerle süslü filmler varken 60′larda yapılmış bu film bizim çağımıza pekte hitap etmiyor. Yeni çekilen bu diziyse bu iki eksikliğide ortadan kaldırıyor bana göre. İzlediğim ilk 3 bölümde Gladiator, 300 ve Troy filmlerinden esinlenilmiş görsel efektler ve sahneler vardı dizide. Üstelik bir dizide ne kadar görsel efekt olabilir ki gibi önyargılarıda yıkarcasına en az o filmler kadar başarılıydılar.
Tarihi filmlere, savaş sahnelerine meraklı olanların kaçırmamalarını öneririm. Diziyi resmi sitesinden takip edebilirsiniz.
Biliyorsunuz bir süre önce Wordpress teması hazırlamakla ilgili bir ders dizisi başlatmıştım. Ancak çeviri oldukça zamanımı çaldığından ve dersler tahmin ettiğim ilgiyi görmediğinden bu dersleri şimdilik askıya alıyorum. İlerde boş zamanım olduğunda veya derslerle ilgili talep geldiğinde bu derslere devam edeceğim

Size yeni ve devam etmekte olan bir seriden bahsetmek istiyorum. Fairy Tail (Peri Masalı) bu sezonun en iyi çıkış yapan serisi kanımca. Devam eden kaliteli serilerin azlığından dert yanıyorsanız size ilaç gibi gelecek eminim.
Animenin konusu biraz Naruto’ya benziyor. Farkı ise Naruto’daki ninjaların yerini burda büyücüler alıyor. İyi ve kötü loncaların olduğu dünyada büyücüler bu loncalara katılarak hem kendilerini geliştiriyorlar hemde loncalara verilen görevleri yerine getirerek para kazanıyorlar. Fairy Tail ise dönemin en güçlü loncalarından biri ve üyelerinin aşırılıklarıyla tanınıyorlar.
Hikaye bu loncada yer alan Natsu, Lucy, Erza ve Gray karakterlerinin etrafında gelişiyor. Henüz 14. bölüm yayınlanmış olmasına rağmen konu oldukça hızlı akıyor ve çoğu animede yaşadığınız adaptasyon süreci kolay geçiyor. Afiştende göreceğiniz üzere karakterler ve çizimler biraz One Piece’i anımsatıyor. Ana karakterimiz Natsu’da umursamazlığı ve haylazlığı yüzünden biraz Luffy’e benzemiyor değil. Eğer One Piece’i izlemiş ve sevmişseniz Fairy Tail’de de sıkılmazsınız sanıyorum. (more…)
İ.İ.B.F. İlker Karter İlköğretim Okulu’na Yardım Ediyor
Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Doç. Dr. Kerim Banar Topluma Hizmet Uygulamaları dersi kapsamında ihtiyacı olan bir ilköğretim okuluna yardım eli uzatıyor. Öğrenciler bu ders kapsamında okulun ihtiyacı olan eğitim malzemelerini topluyorlar.
İlk etapta sadece bir kaç kitap toplayıp öğrencilere vermek yeterli gibi görünüyorken, İlker Karter İlköğretim Okulu’nu ziyaret ettiğimizde bunun ne onların derdine çare olacağını ne de bizi tatmin edeceğini gördük. Eskişehir’in “varoş” bir kesiminde olan okulun tebeşire bile ihtiyacı var. Öğrencilerin bazıları her sabah km’lerce yolu toz toprak içinde yürüyerek aşıyor. Bazılarının kışlık kıyafeti bile yok.
Önümüzdeki hafta perşembe günü toplanan yardımların bir kısmı okula ulaştırılacak. Sizde bu ufak kampanyanın bir parçası olmak istiyorsanız, bize mail yoluyla ulaşabilir ya da fakültemize gelip Kerim Banar ile iletişime geçebilirsiniz.
iletişim için burdan.